Kisisel Foto

to kill a mockingbird (1962)

izlemeyen hayatının insanını öz kardeşine kaptırsın inşallah.

burası bizim vatanımız değil. dün bu topraklar uğruna ölen ve öldürenlerin, bu toprakların ne tür insanlara miras bırakılacağından haberleri dahi yoktu. vatan dediğin şey, orada sana yaşam hakkı verilen yerdir. orası senin özündür, orada senin hayatına dair her şey vardır, senin gibi insanlarla iç içe yaşarsın, oranın çıkarı için çalışan insanlar vardır ve sen de yaşam biçimin elverdiğince hizmet edersin. dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan insana göre senin orada ayrıcalığın vardır çünkü bir babanın oğluna bıraktığı miras gibi topraklarını dedelerinden almışsındır, orayı sen ve senin gibi insanlar, size benzeyen ve sizi sevip saygı duyan insanlar için ayakta tutuyordur. ben artık bu ülkede böyle bir durum göremiyorum. çevrenize bir baksanıza, her şey yaşamımızı zorlaştırma ve bizi öldürme üzerine kurulu. devlet, din, millet. devlet sana sahip çıkmıyor, düşüncelerin ve fikirlerinden kaynaklı din ve dindarlar sana nefret besliyor, millet onlar gibi olmadığın zaman seni linç etmekten kaçınmıyor. birileri “he” diyor, he oluyor. birileri “olmaz” diyor, millet “olmaz” diyor. özgür iradenin bir tek sözlük anlamı kaldı, kendisinden eser yok.

bu mudur senin vatanın?

bu ülke bizim bir değerimizdi, işgal edildi. ama düşman dünkü gibi geliyorum demedi, bizzat koynumuzda beslendi ve o kadar çoğaldı ki azınlığa düştün. birinin ölüp birilerinin yaşayacağına onlar karar veriyor. ne düşünüp ne düşünmeyeceğine onlar karar veriyor. neye inanıp neye inanmayacağına onlar karar veriyor. ve kararlarına uymadığında bu uyumsuzluğu pişmanlığa çevirmek için bütün imkanlarını canla başla seferber ediyor.

burası mı senin vatanın?

türkiyede sağlık sektörünün hizmet anlayışı: paran yoksa öl.

-paran varsa yaşarsın, yoksa ölürsün. senin yaşaman ya da yaşamaman benim umurumda değil, ben cebime giren paraya bakarım, cebime para girmediği sürece öz evladım olsan sokağa atarım. fakirsen ölümün için her şeyi yaparım, eğer paran ve gücün varsa benim ilahım sensin.

aynı mantıkla çalışan bir canlı daha var: akbaba.

-kaçıp kurtulabilirsen kurtulursun, yaşaman benim umurumda değil, önemsediğim tek şey; kurtulamazsan benim yaşamım senin ölümün üzerine kuruludur. beni ilgilendiren kısım senin ölümün ve bu uğurda her şeyi yaparım.

kapitalizm zenginlerin fazla olması değil, ekonomik açıdan toplumun alt tabakasıyla orta tabakası arasındaki gelir düzeyinin kapatılması imkansız derecede açık olmasıdır. yani daha basit bir ifadeyle fakirin çok fakir, zenginin çok zengin olması. biraz önce televizyonda bir haber seyrettim, hastanelerde sigortası olmayanlardan alınacak tedavi ücreti üç katına çıkacakmış. kardeşim, sigortasız insan demek işsiz insan, yani hiçbir geliri olmayan birey demek. senin dalga geçermiş gibi bu kişiden aldığın para, sigortası olan, yani belli bir geliri olan kişiden aldığın paradan üç katı daha fazla. özetle işsiz insandan, işi olan insana göre kat kat fazla para alıyorsun. mantıksızlığa bakar mısın?
yani “türkiye müslüman bir ülke” demeden önce birkaç defa daha düşünün, kanıt istiyorsanız önce türk devletinin sosyal devlet anlayışını, sonra millete bu derece nüfuz etmiş kapitalizm hastalığını göz önüne alarak düşünün bakalım türkiye müslüman bir ülke mi? uzaktan yakından alakan yok. birilerinin çıkıp işine geldiği zaman “müslümanım” demesiyle yahut devlet başkanının kürsüde “inşallah maşallah” kelimeleriyle bir ülke müslüman olmaz.

ekşi sözlükteki şu âna kadar en büyük hayal kırıklığı ekşi sözlük logosuna tıklayınca genel entryler yerine son birkaç günün veya haftanın en beğenilen entrylerini getirmeleri.

tıklıyordum, bundan 6 sene önce yazılmış ve çok favlanan entryler geliyordu. 7 sene öncesi, 9 sene öncesi, hatta 12, 13 sene öncesi entryler. üstelik o kadar güzel yazılmış şeyler vardı ki resmen ekşi’nin en büyük zevki buydu. o adamlar o entryleri yazarken kaç senesini, hangi olayı, hangi dönemi yaşıyorlardı kim bilir. çoğu artık yazmıyordu bile ama bunları düşünmek en az o entryleri okumak kadar büyük bir zevkti ya.

bizim memleketi geneline has bir durum mu bilmiyorum ama zaman geçtikçe insanlardaki samimiyet yerini beğenilme telaşına bırakıyor. 7 sene önce entry girmiş adamın o yazdığı cümlenin veya o uzun yazının sağından solundan samimiyet akıyordu. bütün içtenlikleriyle yazmışlardı. şimdiki gibi yazılarını okuyacak onbinlerce kişi olmamasına rağmen. belki insana güzel gelen de buydu. o telaşa düşüp saçma sapan şeylerin yazılmaması.

sayfayı her yenilediğinde yenisi geliyordu ve bir defa denk geldiğin entrye bir daha denk gelme ihtimalin milyonda birdi çünkü önüne gelen entryler 15 senenin birikimuydi. şimdi sayfayı 40 defa yenilesen 30 defa aynı başlık ve entry karşına çıkıyor. gelen konular da hep aynı, türk-kürt mevzusu, akp, tayyip erdoğan. başka hiçbir bok yok, telefonu eline alıp 6, 7 saatini sayfa yenileyerek geçirebilecek beni bile bıktırdılar şu mevzulardan.

gelişmek/değiştirmek ayağına birbirinden güzel şeylerin içine sıçmakta üzerine yok bu milletin.

Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp, utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.
— İsmet Özel

bomonti kız birasıymış. filtresiz bomonti bira pazarının padişahıdır amk kafayı mı yediniz. 4’te 3’ünü bardağa doldurup 1’ini şişenin içinde hafifçe çalkalayıp içince seni ingilterenin liverpool taraftar barlarına götürür. misakı milli sınırları içinde milleti turborgtan vazgeçirebilen tek bira. iki bira içen kendini gurme sanıyor.